|
Benim adım Kuan. Dünya'lı değilim. Daha doğrusu, yarım Dünya'lı değil. Betanova Galaksisi'nde bulunan, İmona Gezegeni'nden geliyorum. Babam İmonna'lı, annem Dünya'lı.
Dünyalı annem benim var olduğumu hiç bilmemiş. Babam, gezegenler arası yaşamı inceleyen bir uzay gemisinin komutanı. Ve başka gezegenlerde İmona'lı yeni bir tür yaratmaya çalışıyor.
Önceleri Dünya'da yaşıyormuşuz. Babam, robot annem ve ben. Ama bir gün, kalabalık bir yerde gezerken, babamın, onu insan gibi gösteren kostümü yırtılmış. Herkes O'nun uzaylı olduğunu anlamış ve korkup kaçışmaya başlamışlar. Bu olaydan sonra artık Dünya'da kalamayacağımızı anlayıp, uzay gemimizle Dünya'dan ayrılmışız.
Ben bir uzay gemisinde, çeşitli gezegenleri gezerek büyüdüm. Gemide benimle aynı durumda üç arkadaşım daha vardı; Zago, İmi ve Hega.
Bir gün öğretmenim, Luka bana bir ödev verdi. Bu ödeve göre, geminin kütüphanesinden Dünya'yı araştıracak ve anlatacaktım. Sevinçle kabul ettim. Çünkü, doğduğum gezegeni tanımam için bana ilk kez izin veriliyordu.
Neşe içinde, kütüphaneye gittim. Bizim kütüphanelerimiz sizinkilere benzemiyor. Hiç kitap yok. Bunun yerine, bize sesli ve görüntülü bilgiler veren dev bir ekran ve konuşan çizgi bir öğretmen var.
Kütüphanenin dev ekranına bakarak,"Bana Dünya'yı anlat!" dedim. Ekran açıldı. Masmavi bir topa benzeyen bir gezegen göründü. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel gezegendi. Ardından, çizgi öğretmen, ekranın dışında, hemen yanımda belirdi. "Sor bakalım Kuan," dedi."Benim doğduğum yıl, Dünya nasıl bir gezegendi?"diye sordum. Ekranda, o yıllara ait görüntüler belirdi. Çok güzel görünüyordu. Ama ne olduğunu bilmediğim bir çok şey vardı. "O kocaman şeyler ne?" dedim, çizgi öğretmen,"Onların adı ağaçtır. Dünya'da onların rengine yeşil denir,"dedi. Çok güzellerdi. Bizim gezegenimizde, sadece siyah, beyaz, gri ve mavi renkler vardı. Ama Dünya ne kadar da renkliydi. Çizgi öğretmen bana hepsini saydı; sarı çiçekleri ve yeşil yaprakları...
Etrafta bizim gemilerimiz gibi uçuşan bir şeyler vardı."Bunlar ne?" diye sordum. Kuş olduklarını söyledi, kelebekler, arılar da uçuyormuş onları da öğrendim. Sonra koskocaman, masmavi bir su gördüm."Ne güzel! Bu nedir?"diye sordum. Denizmiş.
Çizgi öğretmen bana, çeşitli hayvanları da gösterdi. Ben en çok saçları uçuşan hayvanı sevdim. Geniş bir alanda koşuyordu. Onun adı atmış. "Saçları neden uçuşuyor?" diye sordum. "Çok hızlı koştuğu için rüzgardan," dedi. Rüzgar da çok güzeldi. Ağaçlar ve çiçeklerin de sallanmasına rüzgar neden oluyormuş.Saçların adı da yeleymiş. Atları öyle çok sevdim ki, Dünya2ya gidip onlarla yaşamak istedim.
Çizgi öğretmenime,"Bana başka yılları da göster," dedim. Ekranda 2005 yılı belirdi. Bir çocuk gördüm. Aynı bana benziyordu. "Bu benim," dedim. Öğretmenim, "Hayır, o Kaan,"dedi."Sen Kaan'dan kopyalandın. Ama daha sonra sana, İmonalı babanın özellikleri eklendi. Biliyorsun, sen annenin karnından alındıktan sonra, doğma zamanın gelinceye kadar labratuvarda tutulmuştun. İşte o sırada sana, Kaan'dan daha farklı İmona özellikleri yüklendi," dedi. "Yani O benim kardeşim mi?" diye sordum. "Öyle sayılır. Sen ve O annenizin karnındayken ikizdiniz. Ama annen daha, sizin varlığınızdan haberi olmadan uyurken, gemilerimizden birine getirildi. Ve sen O'nun karnından alınarak, labratuvarda büyütüldün. Annen senin alındığını fark etmedi. Çünkü uyuyordu," dedi.
O zaman anladım ki, Kaan'ın yanındaki, Dünya'lı kadın benim de annemdi. Kaan, O'nun yanında mutlu görünüyordu. Birbirlerine sarılıyorlardı. Birlikte, şarkı söylüyor, oyun oynuyorlardı. Kaan gülüyordu. Annesi de gülüyordu. Ben robot annemi hiç gülerken görmemiştim. Bana hiç sarılmamıştı. Hiç öpmemişti. Kaan'ın yerinde olmak istedim.
Sonra çizgi öğretmenim bana, daha sonraki yıllardan birini gösterdi. Bu kez Dünya çok farklıydı. Her yerde silahlar, bombalar patlıyordu. İnsanlar artık gülmüyorlardı. Ağaçlar yanıyordu. Çok çok çok... korkunçtu. Kaan'ı gördüm. O barış için savaşıyordu. Ama silahla değil, aklıyla ve sevgisiyle savaşa karşı savaşıyordu. Dünya çocuklarını, barış için mücadeleye çağırıyordu.
"Peki ya sonra?" dedim çizgi öğretmenime. O da, "Sonrasını hiç görmesen daha iyi olur," dedi. O zaman anladım, neden bana şimdiye kadar Dünya'yı tanımam için izin vermediklerini. Çünkü, Dünya, insanların; ağaçları, hayvanları öldürmesi ve savaşlar nedeniyle dengesini kaybetmiş, yörüngesinden çıkmış ve patlamıştı. Dünya artık yoktu. "HAYIR!" diye bağırdım. Yok olamazdı. Buna izin verilemezdi.
Koşarak arkadaşlarımın yanına gittim. Onlara olanları anlattım. Sonra, babamdan bizi Dünya'ya göndermesini istedik. O da bize bir uzay gemisi vermeyi kabul etti.
Bize Ço İsimli, çocuk uzay gemisini verdi. Şimdi, Ço ile Dünya'yanın 2005 yılına geliyoruz; Zago, İmi, Hega ve ben. Ben bu geminin komutanıyım. Komutan Kuan.
Geldiğimizde, önce kardeşim Kaan'ı bulacağız. Sonra, O'nunla ve tüm Dünya'lı çocuklarla el ele vererek, çevreyi koruyacağız, savaşa hayır diyeceğiz, daima sevgiyi haykıracağız. Burası çocukların da dünyası. Çocukların gücünü büyüklere kanıtlayacağız.
Geldiğimde, sana da elimi uzatacağım, uzattığım elimi, sen de tutar mısın?
|